Sosyal Medyada Zorbalık Hakkında Neyi Yanlış Konuşuyoruz?
“Sen de vur”, “görmezden gel”, “kendi aralarında çözsünler”… Zorbalık hakkında sosyal medyada sık tekrarlanan tavsiyelerin hangileri bilimsel açıdan sorunlu?
“Vuruyorsa sen de vur.”
“Bir kere sağlam karşılık versin, bir daha yapamazlar.”
“Görmezden gelsin, sıkılırlar.”
“Öğretmene söylemesin; ispiyoncu olmasın.”
“Biraz sertleşsin. Hayat böyle.”
Zorbalık hakkında sosyal medyada dolaşan tavsiyelerin önemli bir kısmı buna benziyor.
Bu önerilerin neden çekici olduğunu anlamak zor değil. Çocuğumuzun incindiğini gördüğümüzde onun daha güçlü olmasını, kendisini koruyabilmesini ve aynı şeyi tekrar yaşamamasını istiyoruz.
Sorun, bu tavsiyelerin her zaman bütünüyle anlamsız olması değil.
Sorun, çoğunun çok karmaşık bir ilişki ve güç sorununa tek cümlelik bir çözüm önermesi.
Çünkü zorbalık yalnızca hedef olan çocuğun nasıl tepki verdiğiyle ilgili değildir.
Zorbalığın içinde güç farkı, tekrar, akran grubunun davranışı, yetişkinlerin tepkisi ve okulun nasıl bir ortam oluşturduğu da vardır.
Bu nedenle şu soruyu sormak daha yararlı olabilir:
Bir tavsiye çocuğun güvenliğini gerçekten artırıyor mu, yoksa zorbalığı durdurma sorumluluğunu yalnızca çocuğun omuzlarına mı bırakıyor?
“Vuruyorsa sen de vur”
Belki de zorbalık konusunda en sık duyulan tavsiyelerden biri bu.
Mantığı basit:
“Bir kere karşılık verdi mi bir daha yaklaşamazlar.”
Ama bilimsel açıdan bu kadar kesin konuşamıyoruz.
Zorbalık çoğu zaman tarafların eşit güçte olmadığı bir ilişkiyi içerir. Dolayısıyla fiziksel misilleme güç dengesini otomatik olarak ortadan kaldırmaz.
Hatta bazı durumlarda:
- olay büyüyebilir,
- çocuk fiziksel olarak zarar görebilir,
- grup halinde hedef alınabilir,
- okul açısından iki taraf da saldırgan davranmış gibi görünebilir.
Kochenderfer ve Ladd’ın (1997) küçük çocuklarla yaptığı boylamsal çalışmada, özellikle erkek çocuklarda fiziksel olarak karşılık vermek sonraki dönemde devam eden mağduriyetle ilişkiliydi; arkadaş desteği almak ise daha düşük mağduriyetle ilişkiliydi.
Bu tek çalışma bize:
“Karşılık vermek her zaman durumu kötüleştirir.”
deme hakkı vermez.
Ama aynı şekilde:
“Bir kere vursun, sorun çözülür.”
demek için de bilimsel dayanağımız yok.
Burada önemli bir ayrım var:
Kendini savunmak ile misilleme yapmak aynı şey değildir.
Çocuğun:
- sınır koyması,
- güvenliyse kararlı biçimde “dur” demesi,
- olay yerinden uzaklaşması,
- yardım istemesi,
- destekleyici bir akranın yanına gitmesi
kendini koruma stratejileri olabilir.
Karşı tarafa vurmak ya da aynı biçimde zarar vermek ise başka bir şeydir.
“Bir kere sağlam karşılık versin, bir daha yapamazlar”
Bu cümlede asıl problem “kesinlik”.
Çünkü çocukların zorbalık durumlarına verdiği tepkilerin sonucu her zaman aynı değildir.
Zorbalığın:
- fiziksel mi sosyal mı olduğu,
- tek kişi mi grup mu tarafından yapıldığı,
- çocuğun sınıftaki konumu,
- akranların nasıl tepki verdiği,
- olayın ne kadar süredir devam ettiği
sonucu değiştirebilir.
Ergenlerin zorbalık sonrası misillemeye ilişkin beklentilerini inceleyen araştırmalar da misillemenin yalnızca hedef çocuk ile zorbalık davranışı gösteren çocuk arasındaki bir mesele olmadığını; akran grubunun bu davranışı nasıl gördüğünün de önemli olduğunu gösteriyor (Marlow et al., 2023).
Başka bir ifadeyle:
Çocuğun bir kez karşılık vermesi, bütün sosyal yapının değişeceği anlamına gelmez.
Bir davranış bazı çocuklarda işe yarayabilir.
Ama bu, onu herkes için güvenli ve etkili bir reçete yapmaz.
“Görmezden gelsin, sıkılırlar”
Bu tavsiyenin de tamamen anlamsız olduğunu söylemek doğru olmaz.
Bazı davranışlarda tepki vermemek, davranışın sağladığı sosyal ödülü azaltabilir.
Özellikle düşük sıklıktaki bazı dijital zorbalık deneyimlerinde görmezden gelmenin daha düşük depresif belirtilerle ilişkili bulunabildiği çalışmalar var.
Ancak aynı araştırmada, zorbalığın daha sık yaşandığı durumlarda görmezden gelme daha yüksek depresif belirtilerle ilişkiliydi (Varela et al., 2022).
Yani:
“Görmezden gelmek” bağlama göre farklı sonuçlar doğurabilir.
Bir defalık düşük düzeyli bir çevrimiçi provokasyona cevap vermemek ile haftalardır sistematik olarak hedef alınan bir çocuğa:
“Umursama.”
demek aynı şey değildir.
Burada iki şeyi birbirinden ayırmak gerekir:
Bir davranışa o anda tepki vermemek ve zorbalık örüntüsünü görmezden gelmek.
İkincisi müdahale değildir.
Özellikle yetişkinlerin “kendi aralarında halletsinler” diyerek geri çekilmesi, zorbalık bağlamında nötr bir tutum olmayabilir. Güncel sistematik derlemeler, öğretmenin hiç müdahale etmemesi veya pasif kalmasının daha olumsuz zorbalık ve mağduriyet göstergeleriyle ilişkili olabildiğini gösteriyor.
“Öğretmene söylemesin, ispiyoncu olmasın”
Bu ifade çocukların yardım istemesini doğrudan zorlaştırabilir.
Zorbalığın temel özelliklerinden biri güç dengesizliğidir.
Yani çocuk zaten durumu tek başına değiştirmekte zorlanıyor olabilir.
Tam da böyle bir durumda:
“Kendin çöz.”
demek çocuğa gerçekçi olmayan bir sorumluluk yükleyebilir.
Blomqvist, Saarento-Zaprudin ve Salmivalli’nin (2020) 1.266 öğrenciyle yaptığı çalışmada zorbalığa maruz kalan öğrencilerin yalnızca yaklaşık yarısı durumu herhangi birine anlatmıştı.
Yetişkinlere bildirme oranları daha da düşüktü.
Daha da önemlisi, öğrencilerin yetişkine anlatma olasılığı yalnızca kişisel özellikleriyle ilişkili değildi.
Öğretmenin zorbalığı tolere etmediğine ilişkin algı ve sınıfta akranların hedef olan çocuğu desteklediği bir ortam da bildirmeyle ilişkiliydi.
Bu bize önemli bir şey söylüyor:
Çocuğun yardım isteyip istememesi yalnızca cesaretiyle ilgili değildir. Yardım istediğinde ne olacağını düşündüğü de önemlidir.
Bu nedenle “ispiyonculuk” ile “yardım istemek” arasındaki farkı çocuklarla konuşmak önemlidir.
Birini cezalandırmak için küçük bir kural ihlalini bildirmek başka bir şeydir.
Kendisine veya başka bir çocuğa zarar veren bir örüntüyü durdurmak için güvenilir bir yetişkine gitmek başka bir şey.
Ama “öğretmene söyle” demek de tek başına yeterli değil
Burada diğer uca da gitmemeliyiz.
Çocuğa:
“Git öğretmenine söyle.”
demek önemli olabilir.
Ama mesele çocuk söyledikten sonra bitmez.
Araştırmalar yetişkine anlatmanın sonucunun, yetişkinin verdiği yanıtla yakından ilişkili olabileceğini gösteriyor.
Bauman ve arkadaşlarının (2016) 3.305 öğrenciyle yaptığı araştırmada, öğrencilerin öğretmenin ilgi göstermesini ve onları önemsemesini içeren tepkileri daha yararlı bulduğu görüldü.
Bu nedenle:
Yardım istemek önemlidir; ama yardımın gerçekten yardım olabilmesi için yetişkinin nasıl yanıt verdiği de önemlidir.
Çocuk cesaretini toplayıp anlattığında:
“Boş ver.”
“Sen de karşılık ver.”
“İkinizi de çağırıp barıştırırım.”
gibi bir yanıt alıyorsa, bir daha anlatma isteği azalabilir.
Bu nedenle okul açısından yalnızca:
“Çocuklar bize gelsin.”
demek yetmez.
Şu soruyu da sormak gerekir:
Geldiklerinde ne oluyor?
“Kendi aralarında çözsünler”
Bu tavsiye sıradan akran çatışmasında bazen oldukça anlamlı olabilir.
İki çocuk benzer güçteyse ve bir anlaşmazlık yaşıyorsa:
- birbirini dinlemek,
- müzakere etmek,
- özür dilemek,
- çözüm üretmek
değerli sosyal becerilerdir.
Ama zorbalık sıradan çatışmayla aynı şey değildir.
Önceki yazıda ele aldığımız gibi, zorbalıkta belirgin bir güç dengesizliği bulunabilir.
Böyle bir durumda:
“İkiniz de birbirinizi dinleyin.”
demek iki tarafın başlangıçta eşit olduğunu varsayabilir.
Oysa çocuklardan biri diğerinden:
- sosyal,
- fiziksel,
- sayısal,
- ilişkisel
olarak daha güçlü olabilir.
Bu nedenle:
Çatışma çözümü yöntemleri ile zorbalık müdahalesi birbirinin yerine kullanılamaz.
Her iki durumda da çocukları dinlemek önemlidir.
Ama zorbalıkta ilk ihtiyaç “iki tarafın ortada buluşması” değil, zararın durması ve güvenliğin sağlanmasıdır.
“İkisini karşı karşıya getirip barıştıralım”
Bu yaklaşım yetişkinlere çok doğal gelebilir.
İki çocuk çağrılır.
Birbirlerini dinlemeleri istenir.
Özür dilerler.
El sıkışırlar.
Konu kapanır.
Bazen sıradan çatışmalarda bu tür bir süreç gerçekten işe yarayabilir.
Ama belirgin güç dengesizliği bulunan bir zorbalık durumunda iki çocuğu hemen karşı karşıya getirmek başka sorunlar yaratabilir.
Hedef olan çocuk:
- açık konuşmaktan çekinebilir,
- sonrasında daha fazla hedef olmaktan korkabilir,
- güçlü olan tarafın yanında yaşadıklarını küçümseyebilir.
Bu nedenle “restoratif yaklaşım” ile “hadi barışın” yaklaşımını birbirine karıştırmamak gerekir.
Restoratif uygulamalar üzerine yapılan sistematik derlemelerde okul iklimi ve davranış üzerinde umut verici bazı sonuçlar bildiriliyor. Ancak kanıt hâlâ sınırlı ve uygulamalar birbirinden oldukça farklı.
En önemlisi:
Restoratif yaklaşım, zorla özür diletmek veya iki çocuğu yeniden arkadaş yapmak demek değildir.
Özür değerli olabilir.
Ama özür:
- güvenliğin,
- davranış değişikliğinin,
- tekrarın izlenmesinin
yerine geçmez.
Ve hedef her zaman çocukların yeniden arkadaş olması olmak zorunda değildir.
Bazen sağlıklı sınır koymak daha doğru bir sonuçtur.
“Biraz sertleşsin, hayat böyle”
Bu cümle dayanıklılık fikrine dayanıyor.
Çocuğun zor durumlarla başa çıkmayı öğrenmesi elbette önemlidir.
Ama dayanıklılığı, çocuğun tekrar tekrar zarar görmeye devam etmesiyle karıştırmamak gerekir.
Zorbalık önleme programlarını inceleyen geniş meta-analizler, okul düzeyindeki müdahalelerin ortalamada hem zorbalık davranışını hem de zorbalığa maruz kalmayı azaltabildiğini gösteriyor (Gaffney et al., 2021).
Etkiler mucizevi değil.
Programlar arasında farklılıklar var.
Ama sonuç şu açıdan önemli:
Zorbalık yalnızca çocuğun “daha dayanıklı” olmasıyla çözülmesi gereken bireysel bir sorun değildir.
Okulun nasıl davrandığı fark yaratabilir.
Öğretmenlerin nasıl tepki verdiği fark yaratabilir.
Akran grubunun neyi normalleştirdiği fark yaratabilir.
Bu nedenle:
Dayanıklılık, yetişkinlerin ve kurumların sorumluluğunun alternatifi değildir.
“Zorbalık karakter geliştirir”
Bu söylemin daha yumuşak biçimleri de var:
“Biz de yaşadık, bizi güçlendirdi.”
“Biraz zorlanmak iyidir.”
“Hayatın her yerinde böyle insanlar olacak.”
Zor deneyimlerden sonra bazı insanların güçlü baş etme becerileri geliştirebildiği doğru.
Ama buradan:
“O halde bu deneyim faydalıdır.”
sonucu çıkmaz.
Daha güçlü nedensel çıkarıma izin veren çalışmaların meta-analizinde zorbalığa maruz kalmanın özellikle kısa vadede anksiyete, depresif belirtiler ve genel iyi oluş açısından olumsuz etkilerle ilişkili olduğu görülüyor.
Bazı etkilerin uzun vadede azalması, insanların toparlanabilme kapasitesini gösterebilir.
Ama:
Toparlanmak, yaşanan zararın gerekli olduğunu göstermez.
Bir çocuk kolunu kırdıktan sonra rehabilitasyonla güçlenebilir.
Bu, kol kırmanın gelişim için yararlı olduğu anlamına gelmez.
Aynı mantığı zorbalığa da uygulamak gerekir.
Resilience, zorbalığın faydası değil; çocuğun zor bir deneyim karşısındaki uyum kapasitesidir.
“Zorbalığa uğruyorsa kendini ezdirmemeyi öğrensin”
Bu tavsiye ilk bakışta diğerlerinden daha makul görünebilir.
Çünkü bazı çocukların:
- sınır koymayı,
- yardım istemeyi,
- sosyal destek aramayı,
- kendilerini ifade etmeyi
öğrenmeleri gerçekten yararlı olabilir.
Sorun bu becerilerin öğretilmesi değildir.
Sorun, zorbalığın nedenini çocuğun bu becerilerdeki eksikliğine indirgemektir.
Çocuğun bazı becerilerinin desteklenmesi yararlı olabilir; bu, yaşadığı zorbalığın sorumluluğunu ona yüklemez.
Bir çocuk daha assertif olabilir.
Daha hızlı yardım isteyebilir.
Daha güçlü bir sosyal ağ kurabilir.
Ama bunların hiçbiri diğer çocuğa:
“O halde zorbalık yapabilirsin.”
hakkı vermez.
Beceri desteği ile sorumluluk atfetmeyi birbirinden ayırmalıyız.
Zorbalık yalnızca iki çocuk arasında yaşanmaz
Sosyal medya tavsiyelerindeki ortak sorunlardan biri de zorbalığı çoğunlukla iki çocuk arasında düşünmeleri.
Bir tarafta zorbalık yapan çocuk.
Diğer tarafta hedef olan çocuk.
Oysa sınıfta başka çocuklar da vardır.
Kimileri güler.
Kimileri sessiz kalır.
Kimileri hedef çocuğun yanında durur.
Kimileri yetişkin çağırır.
Kimileri gruba uyar.
Akran savunuculuğu üzerine 155 çalışmayı ve 150 binden fazla çocuk ve ergeni kapsayan meta-analiz, savunucu davranışın yalnızca bireysel özelliklerle değil, akran kabulü ve sosyal ilişkiler gibi bağlamsal faktörlerle de ilişkili olduğunu gösteriyor (Ma et al., 2019).
Bu nedenle:
Zorbalığı yalnızca “hedef çocuk neden kendini savunmadı?” sorusuyla incelemek, çevredeki diğer çocukları görünmez hale getirir.
Daha iyi soru:
Grup bu davranışa ne yapıyor?
Gülüyor mu?
Katılıyor mu?
Sessiz mi kalıyor?
Durdurmaya mı çalışıyor?
Yetişkine haber mi veriyor?
Zorbalık bir sosyal ortam içinde gerçekleşiyorsa müdahalenin de sosyal ortamı hesaba katması gerekir.
“Arkadaşları onu savunsun, mesele çözülür”
Akran desteği önemli olabilir.
Ama burada da aynı kurala dönüyoruz:
Destek vermek ile saldırgan biçimde misilleme yapmak aynı şey değildir.
Savunucu davranış üzerine güncel meta-analizlerde destekleyici davranışlar olumlu sosyal göstergelerle ilişkili bulunurken, agresif savunuculuğun bazı durumlarda daha fazla mağduriyet ve içselleştirme güçlüğüyle ilişkili olabildiği görülüyor (Tian et al., 2025).
Dolayısıyla çocuklara:
“Arkadaşınız zorbalığa uğruyorsa hep birlikte gidip zorbalık yapan çocuğa haddini bildirin.”
demek güvenli bir öneri değildir.
Savunuculuk:
- hedef çocuğun yanında durmak,
- onu gruba dahil etmek,
- davranışa katılmamak,
- güvenliyse “bu komik değil” demek,
- yetişkin desteği çağırmak
gibi çok farklı biçimler alabilir.
“Zorbalık yapan çocuğu okuldan atın”
Sosyal medyada bu kez sorumluluğu hedef çocuktan alıp tamamen cezaya yükleyen başka bir uçla karşılaşıyoruz.
Zorbalık davranışının sonuçları olmalıdır.
Sınır konmalıdır.
Çocuğun güvenliği sağlanmalıdır.
Tekrar eden davranış ciddiye alınmalıdır.
Ama:
“Ceza ne kadar ağırsa sonuç o kadar iyi olur.”
şeklinde doğrusal bir ilişkiyi kanıt desteklemiyor.
APA’nın sıfır tolerans politikaları üzerine kapsamlı değerlendirmesi, bu politikaların temel varsayımlarını güçlü biçimde destekleyen kanıt bulunmadığını ve bazı bulguların beklentilerle çeliştiğini gösteriyor.
Daha güncel öğretmen müdahaleleri derlemelerinde de cezalandırıcı/otoriter yaklaşımların sonuçları tutarlı değil.
Bu:
“Hiçbir yaptırım uygulanmasın.”
demek değildir.
Daha doğru soru şu:
Davranışın sonucu, gerçekten davranışı durdurmaya, sorumluluk almaya ve tekrarını azaltmaya yardımcı oluyor mu?
Zorbalığa müdahale:
- davranışı durdurmayı,
- güvenliği sağlamayı,
- sınır koymayı,
- tekrarını izlemeyi,
- gerektiğinde uygun disiplin sonucunu,
- sosyal bağlamı ele almayı
birlikte içerebilir.
Sorumluluk koymak ile yalnızca cezalandırmak aynı şey değildir.
“Zorbalık yapan çocuk kesin evde sorun yaşıyordur”
Bu açıklama da sosyal medyada oldukça yaygın.
Bazen:
“Zorbalık yapan çocuk aslında mağdurdur.”
şeklinde kuruluyor.
Bir çocuğun yaşamında aile sorunları, başka mağduriyetler veya farklı psikososyal güçlükler bulunabilir.
Ama davranışa bakarak nedeni bilemeyiz.
Zorbalık davranışı:
- bireysel özellikler,
- sosyal statü,
- grup normları,
- akranların verdiği tepkiler,
- okul iklimi,
- aile ve daha geniş sosyal çevre
gibi birçok düzeyde faktörle ilişkili olabilir.
Bu nedenle:
Bir davranışı açıklamak için tek bir hikâye üretmek, o davranışı anlamak değildir.
Aynı şekilde zorbalık davranışı gösteren çocuğun kendi güçlüklerini anlamaya çalışmak, davranışın sonuçlarını görmezden gelmek anlamına gelmemelidir.
Anlamak ile mazur görmek aynı şey değildir.
Peki sosyal medyadaki bütün tavsiyeler yanlış mı?
Hayır.
Burada önemli bir noktaya geliyoruz.
Bazı tavsiyelerin belirli durumlarda yararlı olabilecek parçaları var.
Örneğin çocuğun:
- güvenliyse kararlı biçimde sınır koyması,
- olay yerinden uzaklaşması,
- güvenilir bir yetişkinden yardım istemesi,
- destekleyici arkadaşlarla birlikte olması,
- dijital zorbalıkta ekran görüntüsü veya başka kanıtları saklaması,
- gerektiğinde engelleme ve raporlama araçlarını kullanması
yararlı olabilir.
Ama bu stratejilerin hiçbiri tek başına:
“Zorbalığın çözümü budur.”
diye sunulmamalıdır.
Çünkü baş etme stratejilerinin etkisi çocuğa ve bağlama göre değişebilir.
Bir çocuk için işe yarayan tepki, başka bir çocuk için işe yaramayabilir.
Bir kez yaşanan düşük yoğunluklu bir davranışta işe yarayan strateji, aylar süren grup zorbalığında yetersiz olabilir.
Fiziksel zorbalık ile sosyal dışlama da aynı müdahaleyi gerektirmeyebilir.
Bir tavsiyenin bazı çocuklarda işe yaraması, onu bütün çocuklar için bilimsel bir reçete yapmaz.
Zorbalık karşısında çocuğu tamamen pasif mi bırakacağız?
Hayır.
Bu da yanlış ikilem olur.
Çocuklara hiçbir şey yapmamalarını söylemek kadar, bütün sorumluluğu onların üzerine bırakmak da sorunlu.
Çocuğun kendi yaşamında kullanabileceği beceriler vardır.
Örneğin:
- ne olduğunu somut biçimde anlatabilmek,
- güvenli biçimde sınır koymak,
- ne zaman uzaklaşması gerektiğini bilmek,
- kimden yardım isteyebileceğini bilmek,
- destekleyici akranları tanımak,
- dijital ortamda gerekli güvenlik adımlarını kullanmak.
Bunların hepsi değerlidir.
Ama aynı anda yetişkinlerin de görevleri vardır.
Okulun da.
Akran grubunun da.
İyi bir müdahale çocuğu tamamen pasif bırakmaz; ama zorbalığı durdurma görevini de çocuğun omuzlarına bırakmaz.
Bir zorbalık tavsiyesi duyduğunuzda dört soru sorun
Sosyal medyada her yeni tavsiyenin doğru olup olmadığını ezberlemeye çalışmak yerine küçük bir düşünme filtresi kullanabiliriz.
1. Bu öneri çocuğun güvenliğini artırıyor mu?
Yoksa fiziksel, sosyal veya disipliner riski büyütebilir mi?
Örneğin “sen de vur” çocuğun güvenliğini gerçekten artırıyor mu?
2. Güç dengesizliğini dikkate alıyor mu?
Yoksa iki eşit çocuk arasındaki sıradan tartışma gibi mi davranıyor?
3. Zorbalığı durdurma sorumluluğunu yalnızca hedef olan çocuğa mı yüklüyor?
“Daha güçlü ol.”
“Umursama.”
“Karşılık ver.”
“Arkadaş değiştir.”
Bütün çözümler çocuğun ne yapacağına mı dayanıyor?
4. Yetişkinlerin, okulun ve akran grubunun rolünü de hesaba katıyor mu?
Zorbalık sosyal bir ortamda oluşuyorsa sosyal ortamın ne yaptığı da önemlidir.
Bu dört soru çoğu popüler tavsiyenin güçlü ve zayıf tarafını anlamaya yardım edebilir.
“Kendini savunmayı öğretmek” ile “kendini korumak zorunda bırakmak” aynı şey değildir
Belki bu yazının en önemli ayrımı burada.
Çocuğun:
- sesini kullanmasını,
- yardım istemesini,
- sınır koymasını,
- güvenli biçimde hareket etmesini
öğrenmesi değerlidir.
Ama yetişkinlerin geri çekilip:
“Artık nasıl baş edeceğini biliyor.”
demesi başka bir şeydir.
Zorbalık bir güç ilişkisi içeriyorsa hedef çocuğun gücünü artırmak iyi olabilir.
Ama güç dengesizliğini yaratan sosyal koşullara hiç dokunmamak yeterli değildir.
Bu nedenle zorbalığı yalnızca:
“Çocuk kendini savunabiliyor mu?”
sorusu üzerinden değerlendirmek yerine şunları da sormalıyız:
Davranış duruyor mu?
Çocuk güvende mi?
Akran grubu ne yapıyor?
Yetişkinler ne yapıyor?
Okul tekrarını önlemek için ne yapıyor?
Zorbalık hakkında konuşurken daha dikkatli bir dil mümkün
Sosyal medyada kısa ve kesin cümleler çok güçlü görünür.
“Karşılık versin.”
“Umursamasın.”
“Zorbayı okuldan atın.”
“Çocuk biraz sertleşsin.”
Ama çocuk gelişimi ve akran ilişkileri çoğu zaman bu kadar basit çalışmıyor.
Bilim bize her durumda kullanılacak tek bir cümle vermiyor.
Tam tersine bize şunu söylüyor:
Bağlam önemlidir. Güç önemlidir. Tekrar önemlidir. Akranlar önemlidir. Yetişkinlerin verdiği yanıt önemlidir.
Ve en önemlisi:
Zorbalığın çözümünü yalnızca hedef olan çocuğun davranışına yüklemek, sorunun önemli bir bölümünü gözden kaçırır.
Çocuğa beceri kazandırabiliriz.
Dayanıklılığını destekleyebiliriz.
Sesini kullanmasını öğretebiliriz.
Ama bunları yaparken yetişkin sorumluluğunu ortadan kaldırmamalıyız.
Çünkü:
“Kendini savunmayı öğretmek” ile “kendini korumak zorunda bırakmak” aynı şey değildir.
Zorbalık bir güç ve ilişki sorunuysa, çözüm de yalnızca hedef çocuğun ne kadar güçlü karşılık verdiğine indirgenemez.
Kaynaklar
American Psychological Association Zero Tolerance Task Force. (2008). Are zero tolerance policies effective in the schools? An evidentiary review and recommendations. American Psychologist, 63(9), 852–862. https://doi.org/10.1037/0003-066X.63.9.852
Bauman, S., Meter, D. J., Nixon, C., & Davis, S. (2016). Targets of peer mistreatment: Do they tell adults? What happens when they do? Teaching and Teacher Education, 57, 118–124.
Blomqvist, K., Saarento-Zaprudin, S., & Salmivalli, C. (2020). Telling adults about one’s plight as a victim of bullying: Student- and context-related factors predicting disclosure. Scandinavian Journal of Psychology, 61(1), 151–159. https://doi.org/10.1111/sjop.12521
Gaffney, H., Ttofi, M. M., & Farrington, D. P. (2021). Effectiveness of school-based programs to reduce bullying perpetration and victimization: An updated systematic review and meta-analysis. Campbell Systematic Reviews, 17(2), e1143. https://doi.org/10.1002/cl2.1143
Gaffney, H., Ttofi, M. M., & Farrington, D. P. (2021). What works in anti-bullying programs? Analysis of effective intervention components. Journal of School Psychology, 85, 37–56. https://doi.org/10.1016/j.jsp.2020.12.002
Kochenderfer, B. J., & Ladd, G. W. (1997). Victimized children’s responses to peers’ aggression: Behaviors associated with reduced versus continued victimization. Development and Psychopathology, 9(1), 59–73. https://doi.org/10.1017/S0954579497001065
Ma, T.-L., Meter, D. J., Chen, W.-T., & Lee, Y. (2019). Defending behavior of peer victimization in school and cyber context during childhood and adolescence: A meta-analytic review of individual and peer-relational characteristics. Psychological Bulletin, 145(9), 891–928. https://doi.org/10.1037/bul0000205
Marlow, C., Gönültaş, S., & Mulvey, K. L. (2023). Adolescents’ expectations for types of victim retaliation following direct bullying. Journal of Youth and Adolescence, 52(3), 533–546. https://doi.org/10.1007/s10964-022-01710-5
Tian, X., Huebner, E. S., & Tian, L. (2025). Defending behavior in bullying and defenders’ psychosocial outcomes among children and adolescents: A series of three-level meta-analyses. Journal of Youth and Adolescence, 54(7), 1615–1645. https://doi.org/10.1007/s10964-025-02176-x
Varela, J. J., Hernández, C., Berger, C., Souza, S. B., & Pacheco, E. (2022). To ignore or not to ignore: The differential effect of coping mechanisms on depressive symptoms when facing adolescent cyberbullying. Computers in Human Behavior, 132, 107268. https://doi.org/10.1016/j.chb.2022.107268