Ebeveynlerin Yürütücü İşlevleri Çocukların Günlük Yaşamını Nasıl Etkileyebilir?
Ebeveynin yürütücü işlevleri çocuğun gelişimini tek başına belirlemez; ancak günlük yaşamın nasıl planlandığı, düzenlendiği ve birlikte yönetildiği gelişimsel ortamın önemli parçalarından biri olabili
Sabah evden çıkmaya çalıştığınızı düşünün.
Bir yandan çocuğun hazırlanması gerekiyor. Çanta kontrol edilecek. Kahvaltı tamamlanacak. Saat ilerliyor. Çocuk o sırada ayakkabısını giymek yerine başka bir şeyle ilgilenmeye başlıyor. Siz kendi gününüzü düşünüyorsunuz. Belki işe yetişmeniz gerekiyor. Belki gece iyi uyumadınız. Sonra çocuk, tam kapıdan çıkacakken bir şeyini bulamadığını söylüyor.
Böyle bir sabah yalnızca sabır gerektirmez.
Aynı anda pek çok bilgiyi akılda tutmak, sıraya koymak, plan değiştiğinde yeni bir yol bulmak ve bazen akla gelen ilk tepkiyi durdurmak gerekir.
Yani çocuklardan söz ederken sık sık konuştuğumuz yürütücü işlevleri yetişkinler de kullanır.
Üstelik ebeveynlik, bu becerilere oldukça sık ihtiyaç duyduğumuz günlük yaşam alanlarından biridir.
Peki ebeveynin kendi planlama, inhibisyon ve düzenleme kapasitesi çocuğun yaşadığı gelişimsel ortamı etkileyebilir mi?
Kısa cevap: Evet, ilişkili olabilir. Ama bu ilişki düşündüğümüzden daha karmaşık.
Ebeveynin de yürütücü işlevleri var
Yürütücü işlevler, hedefe yönelik davranışı yönetebilmemizi sağlayan birbiriyle ilişkili bilişsel süreçleri ifade eder. Çalışma belleği, inhibisyon ve bilişsel esneklik bu başlık altında en sık incelenen süreçler arasındadır.
Bunları ebeveynliğin günlük yaşamına taşıdığımızda kavram biraz daha somutlaşıyor.
Çalışma belleği, örneğin çocuğa verilen bir yönergeyi takip ederken aynı anda yapılması gereken diğer işleri akılda tutabilmekte kullanılabilir.
İnhibisyon, işler planlandığı gibi gitmediğinde akla gelen ilk tepkiyi hemen davranışa dönüştürmemekle ilişkili olabilir.
Bilişsel esneklik ise işe yaramayan bir planı değiştirmek, çocuğun o günkü durumuna göre beklentiyi yeniden ayarlamak veya beklenmedik bir sorun çıktığında başka bir çözüm bulmak gibi durumlarda devreye girebilir.
Bu nedenle ebeveynlik, yetişkin yürütücü işlevlerinin kullanılabileceği oldukça yoğun bir gündelik bağlamdır. Ancak buradan hemen:
“Yürütücü işlevleri daha güçlü olan kişi daha iyi ebeveyndir.”
sonucuna geçemeyiz.
Ebeveyn yürütücü işlevleri üzerine mevcut literatürü değerlendiren çalışmalar, yetişkinin yürütücü işlevleri ile ebeveynlik davranışları arasında ilişkiler bulunduğunu, ancak bu ilişkilerin genellikle mütevazı olduğunu ve araştırma sonuçlarının tamamen tutarlı olmadığını gösteriyor (Diercks et al., 2022).
Üstelik laboratuvarda ölçülen yürütücü işlev performansının, gerçek yaşamda bir çocukla etkileşim kurarken ortaya çıkan bilişsel ve duygusal yükü ne kadar iyi temsil ettiği de ayrı bir soru.
Kısacası ebeveynin yürütücü işlevleri önemli olabilir.
Ama ebeveynliği açıklayan tek bir bilişsel kapasiteden söz etmiyoruz.
Peki ebeveynlerin ve çocukların yürütücü işlevleri birbirleriyle ilişkili mi?
Bu soruyu doğrudan inceleyen çalışmalar var.
Cuevas ve arkadaşları (2014), erken çocukluk boyunca anne yürütücü işlevleri, bakım davranışları ve çocuk yürütücü işlevlerinin gelişimini birlikte inceledi. Bulgular, anne yürütücü işlevleri ile çocuk yürütücü işlevleri arasında ilişkiler bulunduğunu ve bakım davranışlarının da bu tablo içinde ayrı bir rol oynayabileceğini gösterdi.
Benzer ilişkiler başka örneklemlerde de bildirilmiştir (Kao et al., 2018).
Benim yüksek lisans tezimin temel araştırma sorusu da tam olarak bu ilişkiydi.
İstanbul’da yaşayan 60–72 aylık çocuklar ve anneleriyle yürüttüğüm araştırmada 351 anne-çocuk çiftini inceledim. Annelerin kendi yürütücü işlev güçlükleri Yetiskin Yönetici İşlevler Envanteri ile, çocukların günlük yaşamdaki yürütücü işlev güçlükleri ise annelerin doldurduğu Çocukluk Dönemi Yürütücü İşlev Envanteri Ebeveyn Formu ile değerlendirildi (İçilensu, 2026). Araştırmanın tasarımı kesitsel ve ilişkiseldi.
Anne ve çocuk yürütücü işlev puanları arasında yüksek düzeyde ve anlamlı bir ilişki bulundu. Başka bir ifadeyle, annelerin bildirdiği kendi yürütücü işlev güçlükleri arttıkça çocukları için bildirdikleri yürütücü işlev güçlükleri de artma eğilimindeydi (İçilensu, 2026).
Fakat bir araştırmada:
ebeveyn yürütücü işlevleri ↔ çocuk yürütücü işlevleri
arasında ilişki bulunması, bize otomatik olarak:
ebeveyn yürütücü işlevleri → ebeveynlik davranışı → çocuk yürütücü işlevleri
şeklinde kanıtlanmış bir gelişimsel zincir vermez.
Ebeveynler ve çocuklar genetik özellikleri paylaşırlar. Aynı evde ve aynı sosyoekonomik koşullarda yaşarlar. Birbirlerinin davranışlarını etkilerler. Çocuğun özellikleri yetişkinin davranışını etkileyebileceği gibi yetişkinin davranışları da çocuğun gelişimsel deneyimlerinin bir parçasıdır.
Kuşaklararası öz-düzenleme literatürü de genetik, fizyolojik, sosyal ve çevresel yolların birlikte düşünülmesi gerektiğine işaret ediyor (Bridgett et al., 2015).
Dolayısıyla soru yalnızca:
“Ebeveynin yürütücü işlevleri çocuğa geçiyor mu?”
olmamalı.
Daha anlamlı soru şu olabilir:
Ebeveyn ve çocuk arasındaki bu benzerlik hangi yollarla ortaya çıkıyor?
Bu sorunun henüz tek bir cevabı yok.
Günlük yaşam burada neden önemli?
Çünkü çocuğun gelişimi laboratuvarda gerçekleşmiyor.
*Evde tekrar tekrar yaşanan küçük olayların içinde gerçekleşiyor.
Sabah hazırlanırken.
Bir ödev planlanırken.
Oyundan yemeğe geçerken.
Bir eşya kaybolduğunda.
Çocuk bir kuralı tekrar tekrar unuttuğunda.
Plan değiştiğinde.
Yetişkin çok yorulduğunda.*
Bütün bunlar çocuğun içinde yaşadığı günlük gelişimsel ortamın parçaları.
Ebeveynin yürütücü işlevleri de bu ortamın nasıl organize edildiğiyle ilişkili olabilir. Örneğin günlük rutinleri planlamak, birkaç işi aynı anda yönetmek, beklenmedik değişikliklere uyum sağlamak veya yoğun bir etkileşim sırasında ilk tepkiyi durdurmak yetişkinin yürütücü süreçlerinden yararlanabilir (Diercks et al., 2022).
Fakat burada dilimize özellikle dikkat etmeliyiz.
Bir ebeveyn sabah rutinini sürdürmekte zorlanıyorsa:
“Planlama becerisi zayıf.”
Bir tartışmada sesini yükseltiyorsa:
“İnhibisyonu yetersiz.”
Bir plan değiştiğinde geriliyorsa:
“Bilişsel esnekliği düşük.”
diye davranıştan bilişsel kapasite çıkarmak doğru değil.
Çünkü yetişkin davranışı da bağlama bağlı.
Ebeveynin de bir bağlamı var
Çocuk gelişimi hakkında konuşurken bazen ebeveyni çevrenin kendisi gibi düşünüyoruz.
Oysa ebeveyn de bir çevrenin içinde yaşıyor.
Bir yetişkin aynı sabah rutinini yeterince uyumuşken, işe geç kalma korkusu yaşamazken ve gün içinde çözmesi gereken on farklı sorun yokken başka türlü yönetebilir; ekonomik baskı, yoğun bakım yükü, aile içi güçlükler veya başka stres kaynakları altındayken başka türlü.
Psikososyal güçlükler, ebeveynlik ve çocuk yürütücü işlevleri arasındaki araştırmaları inceleyen sistematik derlemeler de bu ilişkilerin daha geniş aile ve yaşam koşullarından ayrı düşünülemeyeceğini gösteriyor. Ancak bu alandaki çalışmaların önemli bölümü gözlemsel ve belirli ülkelerde yoğunlaşmış durumda; dolayısıyla hangi yolların ne ölçüde nedensel olduğunu söylemek hâlâ kolay değil (Cardoso et al., 2025).
Benim tezimin sonuçları da çocukların yürütücü işlevlerini yalnızca anne yürütücü işlevleriyle açıklamanın yeterli olmadığını düşündürüyor.
Çocukların yürütücü işlev puanları; sosyodemografik ve sosyoekonomik özellikler, uyku düzeni, ekran kullanımı, aile yapısı ve psikososyal yaşam deneyimleri gibi çok sayıda değişkenle birlikte incelendi. Sonuçta çocukların yürütücü işlevlerinin sosyodemografik, sosyoekonomik, gelişimsel, psikososyal değişkenler ve yaşam koşullarıyla birlikte ele alınması gerektiği sonucuna ulaşıldı (İçilensu, 2026).
Bu, ebeveyn yürütücü işlevlerinin önemsiz olduğu anlamına gelmiyor.
Tam tersine, onları doğru yere yerleştirmek anlamına geliyor.
Ebeveynin bilişsel kapasitesi çocuğun gelişimsel ortamının parçalarından biri olabilir. Ama o kapasitenin günlük yaşamda nasıl kullanılabileceği de yetişkinin içinde bulunduğu koşullarla ilişkili.
Çocuk bu ilişkinin neresinde?
Bazen ebeveynlik araştırmalarını anlatırken farkında olmadan şöyle bir model kuruyoruz:
Ebeveyn bir şey yapar → çocuk bundan etkilenir.
Oysa gerçek ilişkiler bundan daha hareketli.
Çocuk da etkileşimin aktif tarafıdır.
Kolay geçiş yapan bir çocukla sabah rutini başka türlü yaşanabilir; geçişlerde daha fazla desteğe ihtiyaç duyan bir çocukla başka türlü. Bir çocuk uzun yönergeleri rahat takip ederken diğeri için yetişkinin aynı yönergeyi bölmesi gerekebilir. Bir çocuğun yoğun duygusal tepkisi yetişkinin kendi düzenleme kapasitesinden daha fazla yararlanmasını gerektirebilir.
Dolayısıyla ebeveynin davranışı yalnızca ebeveynin bireysel özelliklerinin sonucu değildir.
Çocuk ile yetişkin birbirlerinin içinde davranış gösterdiği koşulları sürekli değiştirir.
Bu nedenle “ebeveyn çocuğun yürütücü işlevlerini şekillendirir” cümlesi, ilişkinin yalnızca bir yönünü anlatır.
Ebeveynlik davranışları çocukların yürütücü işlevleriyle ilişkili mi?
Evet, bu konuda ebeveynin kendi yürütücü işlevlerini inceleyen literatürden daha geniş bir araştırma alanı var.
Valcan ve arkadaşlarının (2018) 0–8 yaş çocuklarda ebeveyn davranışları ile yürütücü işlevler arasındaki ilişkileri inceleyen meta-analizi, çeşitli ebeveynlik davranışları ile çocukların yürütücü işlevleri arasında anlamlı ilişkiler bulunduğunu gösterdi.
Bazı çalışmalar özellikle özerklik desteği, bilişsel uyarım ve daha duyarlı etkileşim biçimleriyle çocuk EF performansı arasında ilişkiler bildiriyor. Buna karşılık daha müdahaleci veya olumsuz etkileşim örüntüleri bazı çalışmalarda daha düşük EF performansıyla ilişkili bulunuyor (Valcan et al., 2018).
Ama burada yine aynı sınır var:
İlişki, neden değildir.
Çocuğun özellikleri ebeveyn davranışlarını etkileyebilir. Ailenin koşulları hem ebeveynliği hem çocuğu etkileyebilir. Genetik benzerlikler rol oynayabilir. Üstelik “ebeveynlik” başlığı altında ölçülen davranışların kendisi de araştırmadan araştırmaya değişiyor.
Bu nedenle:
“Şu ebeveynlik biçimini uygularsanız çocuğunuzun yürütücü işlevleri gelişir.”
demek için elimizde yeterli kanıt yok.
Peki ebeveynlere bunu öğretsek?
Bu soru özellikle önemli.
Eğer ebeveyn davranışları çocukların yürütücü işlevleriyle ilişkiliyse, ebeveynlere belirli stratejiler öğretmek çocukların yürütücü işlevlerini geliştirebilir mi?
Burada müdahale araştırmaları bize gözlemsel çalışmalardan daha güçlü bir test sunuyor.
O’Reilly ve arkadaşlarının (2025) 2–5 yaş çocuklarda ebeveyn veya bakım veren liderliğindeki yürütücü işlev müdahalelerini inceleyen sistematik derleme ve meta-analizi bu nedenle önemli.
Derlemede binlerce kayıt arasından yalnızca 12 çalışma uygunluk ölçütlerini karşıladı. Meta-analize dahil edilebilen sekiz çalışmada toplam 1.815 katılımcı vardı. Genel sonuçta ebeveyn liderliğindeki müdahalelerin çocukların yürütücü işlevleri üzerinde kontrol koşullarına kıyasla istatistiksel olarak anlamlı bir genel üstünlüğü bulunmadı (O’Reilly et al., 2025).
Bu sonuç:
“Ebeveynlerin hiçbir etkisi yok.”
anlamına gelmez.
Ama şu iddiaya karşı önemli bir uyarıdır:
“Ebeveyn doğru teknikleri öğrenirse çocuğun yürütücü işlevlerini geliştirebilir.”
Mevcut müdahale kanıtı bu kadar kesin bir vaadi desteklemiyor.
Ve belki de bu bize daha temel bir şeyi hatırlatıyor:
Çocuk gelişimi birkaç doğru tekniğin uygulanmasıyla üretilebilen bir sonuç değil.
O zaman ebeveynin yürütücü işlevleri neden önemli?
Çünkü burada yalnızca çocuğun test performansından söz etmiyoruz.
Günlük yaşamdan söz ediyoruz.
Planların nasıl kurulduğundan.
Geçişlerin nasıl yönetildiğinden.
Bir sorun çıktığında kaç farklı çözüm üretilebildiğinden.
Yetişkinin aynı anda ne kadar bilişsel yük taşıdığından.
Çocuğun davranışına verilen tepkinin o anki koşullara göre nasıl değiştiğinden.
Bunların hepsini yalnızca yürütücü işlevlerle açıklayamayız. Ama yetişkinin planlama, çalışma belleği, inhibisyon ve bilişsel esneklik kapasitesinin bu gündelik süreçlerle ilişkili olabileceğini düşünmek için bilimsel gerekçemiz var (Diercks et al., 2022).
Asıl mesele bunu bir ebeveyn yeterlilik testine dönüştürmemek.
Ebeveyne değil, sisteme biraz daha geniş bakalım
Bir ebeveyn:
“Her şeyi planlamakta zorlanıyorum.”
“Evde rutin kuramıyorum.”
“Çocuğum zorlandığında ben de çok çabuk dağılıyorum.”
dediğinde, bunu hemen kişisel bir eksiklik olarak okumak zorunda değiliz.
Belki sorulması gereken başka sorular da var:
Bu yetişkin aynı anda kaç şeyi yönetiyor?
Bakım sorumluluğunu paylaşabileceği biri var mı?
Günlük yaşam ne kadar öngörülebilir?
Evde kaç kişinin ihtiyacını organize ediyor?
Ekonomik veya mesleki baskılar var mı?
Çocuğun kendine özgü gelişimsel ihtiyaçları neler?
Ailenin kullanabileceği sosyal kaynaklar var mı?
Bu sorular ebeveynin bireysel özelliklerini önemsizleştirmez.
Onları bağlama yerleştirir.
Çocuğu yalnızca kendi yürütücü işlevlerinden ibaret görmediğimiz gibi, ebeveyni de yalnızca kendi yürütücü işlevlerinden ibaret görmemek gerekir.
Sonuç
Ebeveynlerin yürütücü işlevleri ile çocukların yürütücü işlevleri arasında ilişkiler bulunduğunu gösteren araştırmalar var. Benim 60–72 aylık 351 çocuk ve annesiyle yürüttüğüm araştırmada da annelerin bildirdiği kendi yürütücü işlev güçlükleri ile çocukları için bildirdikleri yürütücü işlev güçlükleri arasında güçlü bir ilişki bulundu (İçilensu, 2026).
Ama bu bulgudan:
“Ebeveynin yürütücü işlevleri çocuğun yürütücü işlevlerini belirler.”
sonucu çıkmaz.
Mevcut literatür çok daha karmaşık bir tablo gösteriyor.
Ebeveynin yürütücü işlevleri günlük bakımın nasıl organize edildiği ve bazı ebeveynlik davranışlarıyla ilişkili olabilir. Ebeveynlik davranışları da çocukların yürütücü işlevleriyle ilişkili olabilir. Fakat ebeveyn ve çocuk aynı zamanda genetik özellikleri, aile ortamını ve daha geniş yaşam koşullarını paylaşır. Çocuk da ilişkinin pasif alıcısı değil, aktif tarafıdır. Üstelik ebeveynin davranış gösterdiği koşullar da kendi yaşam çevresi tarafından şekillenir.
Dolayısıyla belki de soruyu:
“Ebeveynin yürütücü işlevleri çocuğu nasıl etkiliyor?”
diye kurmak bile biraz fazla tek yönlü.
Daha doğru soru şu olabilir:
“Ebeveynin ve çocuğun bireysel özellikleri, aralarındaki ilişki ve birlikte yaşadıkları koşullar günlük gelişim ortamını nasıl oluşturuyor?”
Çünkü gelişime baktığımızda karşımızda yalnızca bir çocuk yok.
Yalnızca bir ebeveyn de yok.
Birbirini etkileyen insanlar, ilişkiler ve onların içinde yaşadığı bir çevre var.
⸻
KAYNAKLAR
Bridgett, D. J., Burt, N. M., Edwards, E. S., & Deater-Deckard, K. (2015). Intergenerational transmission of self-regulation: A multidisciplinary review and integrative conceptual framework. Psychological Bulletin, 141(3), 602–654. https://doi.org/10.1037/a0038662
Cardoso, A. S., Martins, R. C., Venturin, B., Gonzalez, A., Blumenberg, C., & Murray, J. (2025). Psychosocial adversity and executive functions in children and adolescents: A systematic review of mediating and moderating influences of parenting behaviors. BMC Psychiatry, 25, 894. https://doi.org/10.1186/s12888-025-06592-y
Cuevas, K., Deater-Deckard, K., Kim-Spoon, J., Watson, A. J., Morasch, K. C., & Bell, M. A. (2014). What’s mom got to do with it? Contributions of maternal executive function and caregiving to the development of executive function across early childhood. Developmental Science, 17(2), 224–238. https://doi.org/10.1111/desc.12073
Diercks, C. M., Gunther, K. E., Teti, D. M., & Lunkenheimer, E. (2022). Ecological validity in measuring parents’ executive function. Child Development Perspectives, 16(4), 208–214. https://doi.org/10.1111/cdep.12464
İçilensu, M. M. (2026). 60–72 aylık çocukların ve annelerinin yürütücü işlevleri arasındaki ilişkinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi [Yüksek lisans tezi, İstanbul Okan Üniversitesi].
Kao, K., Nayak, S., Doan, S. N., & Tarullo, A. R. (2018). Relations between parent EF and child EF: The role of socioeconomic status and parenting on executive functioning in early childhood. Translational Issues in Psychological Science, 4(2), 122–137. https://doi.org/10.1037/tps0000154
O’Reilly, F., Gattas, S. U., & Scerif, G. (2025). Improving executive function during toddlerhood: A systematic review and meta-analysis of parent-led interventions. Developmental Review, 76, 101198. https://doi.org/10.1016/j.dr.2025.101198
Valcan, D. S., Davis, H., & Pino-Pasternak, D. (2018). Parental behaviours predicting early childhood executive functions: A meta-analysis. Educational Psychology Review, 30, 607–649. https://doi.org/10.1007/s10648-017-9411-9