Tüm yazılar

Çocuklarda Öz-Düzenleme Nasıl Gelişir?

Öz-düzenleme çocuğun içinde duran sabit bir beceri değil. Araştırmalar bu kapasitenin ilişkiler içinde, zamanla ve bağlama göre geliştiğini gösteriyor.

Bir çocuk çok istediği bir şey için beklemeye çalışıyor. Başka bir çocuk hayal kırıklığı yaşadığında sakinleşmekte zorlanıyor. Bir diğeri başladığı işi sürdürebilmek için dikkatini yeniden topluyor ya da işler planladığı gibi gitmediğinde başka bir yol deniyor.

Bütün bunlardan söz ederken karşımıza sık sık aynı kavram çıkıyor: öz-düzenleme.

Öz-düzenleme bazen çocuğun sahip olduğu bireysel bir beceri gibi anlatılıyor. Sanki bazı çocukların “kendini düzenleme becerisi” yüksek, bazılarınınki düşükmüş gibi. Bazen de tam tersi bir anlatıyla karşılaşıyoruz: Çocuk önce yetişkin tarafından düzenlenir, zamanla kendi kendini düzenlemeyi öğrenir.

Her iki anlatıda da gerçeğin bir parçası var. Ama gelişim bundan biraz daha karmaşık.

Bugünkü araştırmalar öz-düzenlemeyi yalnızca çocuğun içinde bulunan bir özellik olarak ele almanın yeterli olmadığını gösteriyor. Çocuğun kendi düzenleyici kapasitesi gelişirken bakım verenlerle kurduğu ilişkiler, daha sonra öğretmenler ve akranlarla yaşadığı etkileşimler de bu gelişimin sosyal bağlamını oluşturuyor (Wesarg-Menzel ve ark., 2023).

Yani öz-düzenleme çocuğa ait bir kapasite. Ama ilişkilerden bağımsız gelişen bir kapasite değil.

Önce şunu netleştirelim: Öz-düzenleme nedir?

Öz-düzenleme tek bir beceri değil.

Çocuğun dikkatini yönlendirmesi, davranışını duruma göre ayarlaması, duygusal tepkilerini düzenlemesi ve bir hedef doğrultusunda davranışını sürdürebilmesi gibi farklı süreçlerden söz ediyoruz.

Üstelik bilimsel literatürde öz-düzenlemenin nasıl tanımlanacağı konusunda tam bir birlik yok. Çocuklar ve ergenlerde kullanılan öz-düzenleme ölçümlerini sistematik olarak inceleyen güncel bir derleme; bilişsel, davranışsal ve duygusal düzenleme gibi farklı bileşenlerin bulunduğunu ve kullanılan hiçbir tek ölçümün öz-düzenlemenin bütün boyutlarını eksiksiz biçimde yakalamadığını gösteriyor (Janicaud ve ark., 2026).

Bu ayrım günlük yaşam açısından da önemli.

Öfkelendiğinde sakinleşmekte zorlanan bir çocukla, yapmak istediği bir şeye başlamayı sürekli erteleyen bir çocuk aynı şeyi yaşamıyor olabilir. Bir çocuk dikkatini sürdürmekte, başka biri güçlü bir duygusal tepkiyi yönetmekte zorlanabilir.

Hepsini “öz-düzenlemesi zayıf” diye tek bir başlık altında topladığımızda bu farklılıkları gözden kaçırabiliriz.

Peki yürütücü işlevlerle aynı şey mi?

Hayır. Ama birbirlerinden tamamen bağımsız da değiller.

Çalışma belleği, inhibisyon ve bilişsel esneklik gibi yürütücü süreçler, hedefe yönelik davranışı düzenleyebilmemizde önemli rol oynuyor. Öz-düzenleme literatüründe de yürütücü işlevler, çabalı kontrol (effortful control), inhibisyon ve duygu düzenleme gibi kavramların birbirleriyle önemli ölçüde kesiştiğini görüyoruz (Janicaud ve ark., 2026).

Fakat bunları birbirinin yerine kullanmak doğru değil.

Öz-düzenleme, bilişsel kontrolün yanı sıra davranışsal ve duygusal düzenlemeyi de içine alan daha geniş bir çerçevede ele alınabiliyor (Janicaud ve ark., 2026). Bu nedenle “öz-düzenleme bir yürütücü işlevdir” ya da “yürütücü işlevler öz-düzenlemenin başka adıdır” demek, iki kavram arasındaki önemli farkları ortadan kaldırır.

Bir bebek kendini düzenleyebilir mi?

Burada konu daha ilginç hâle geliyor.

Öz-düzenlemenin gelişimini bebeklikten ergenliğe kadar inceleyen araştırmalar, yaşamın erken dönemlerinde çocuğun düzenleyici süreçlerinin bakım verenlerle kurulan etkileşimlerle oldukça iç içe olduğunu gösteriyor (Wesarg-Menzel ve ark., 2023).

Bu, bebeğin hiçbir düzenleyici kapasitesi olmadığı anlamına gelmiyor.

Ancak küçük bir çocuğun yoğun bir duygusal ya da davranışsal durumu yönetebilmesi için sahip olduğu kaynaklarla daha büyük bir çocuğun veya ergenin sahip olduğu kaynaklar aynı değil. Erken gelişimde bakım verenin verdiği ipuçları, sağladığı yapı ve çocuğun tepkilerine verdiği karşılıklar düzenlemenin gerçekleştiği sosyal ortamın önemli parçaları (Morris ve ark., 2007; Wesarg-Menzel ve ark., 2023).

Çocuk büyüdükçe kendi davranışını ve duygularını düzenlemede giderek daha fazla sorumluluk üstleniyor. Fakat bu, bir noktada ilişkilerin ortadan kalkıp tamamen bağımsız bir öz-düzenlemenin başladığı anlamına gelmiyor.

Gelişim daha çok, düzenlemedeki sorumluluğun ve kullanılan yolların zaman içinde değişmesi gibi görünüyor (Wesarg-Menzel ve ark., 2023).

Ortak düzenleme nedir?

Bu noktada ortak düzenleme, yani co-regulation, kavramı devreye giriyor.

Bu kavram bazen “Çocuk kendini düzenleyemez, yetişkin onu düzenler” şeklinde anlatılıyor. Ancak araştırmalardaki anlamı bundan daha dinamik.

Ortak düzenleme, yetişkinin çocuğa yaptığı tek yönlü bir müdahaleden çok, çocuk ile yetişkin arasında gerçekleşen karşılıklı bir süreç olarak ele alınıyor. Çocuğun davranışı yetişkinin tepkisini etkiliyor; yetişkinin tepkisi de çocuğun sonraki davranışının gerçekleştiği koşulları değiştiriyor (Lobo & Lunkenheimer, 2020; Verhagen ve ark., 2024).

Basit bir örnek düşünelim.

Bir çocuk yapmakta olduğu oyunu bırakıp hazırlanması istendiğinde öfkeleniyor. Yetişkin çocuğun tepkisini fark edip geçişi biraz daha öngörülebilir hâle getiriyor, ne olacağını açıklıyor veya çocuğun toparlanabilmesi için zaman tanıyor. Çocuğun verdiği sonraki tepkiye göre yetişkin de kendi davranışını yeniden ayarlıyor.

Burada düzenleme yalnızca yetişkinden çocuğa doğru ilerlemiyor. İki kişinin davranışları zaman içinde birbirine göre şekilleniyor.

Bu nedenle ortak düzenlemeyi “yetişkin sakin kalır ve çocuğu sakinleştirir” formülüne indirgemek doğru değil.

İlişki neden önemli?

Aile bağlamı özellikle duygu düzenlemesi üzerine yapılan araştırmalarda uzun süredir karşımıza çıkıyor.

Morris ve arkadaşlarının (2007) geliştirdiği kuramsal çerçeve, aile ortamının çocukların duygu düzenleme gelişimiyle farklı yollar üzerinden ilişkili olabileceğini öne sürüyor: çocukların yetişkinlerin duygularını ve davranışlarını gözlemlemesi, ebeveynlerin çocuğun duygularına verdiği tepkiler ve ailenin genel duygusal iklimi bunlardan bazıları.

Bağlanma araştırmaları da ilişkisel bağlamın önemine işaret ediyor. Cooke ve arkadaşlarının (2019) 72 çalışmayı bir araya getiren meta-analizinde güvenli bağlanma ile çocukların duygu deneyimleri ve düzenlemeleri arasında ilişkiler bulundu.

Fakat burada önemli bir sınır var:

İlişki bulmak, neden bulmak değildir.

Güvenli bağlanma ile daha iyi duygu düzenlemesinin ilişkili olması, güvenli bağlanmanın tek başına iyi öz-düzenlemeye “neden olduğunu” göstermez. Üstelik duygu düzenleme, öz-düzenlemenin tamamı da değildir.

Bu ayrımı korumak önemli; çünkü aksi hâlde ilişkilerin önemini anlatmaya çalışırken kolayca başka bir probleme düşebiliriz.

O zaman çocuğun öz-düzenlemesinden ebeveyn mi sorumlu?

Hayır.

Ebeveyn-çocuk ilişkisinin gelişim açısından önemli olması ile çocuğun öz-düzenlemesini ebeveynliğin doğrudan sonucu olarak görmek aynı şey değil.

Okul öncesi dönemde ebeveynlik ve öz-düzenleme arasındaki ilişkileri inceleyen 41 çalışmalık bir meta-analiz, bu ilişkilerin genel olarak küçük olduğunu ve sonuçların öz-düzenlemenin nasıl tanımlandığına göre değiştiğini gösterdi. Genel ebeveyn duyarlılığı (responsiveness) ile öz-düzenleme arasında ise anlamlı bir ilişki bulunmadı (Karreman ve ark., 2006).

Bu bulgu “ebeveyn duyarlılığının önemi yok” anlamına gelmiyor. Daha çok, çocuğun öz-düzenlemesini tek bir ebeveynlik özelliğiyle açıklamanın yeterli olmadığını gösteriyor.

Üstelik etkileşim iki yönlü.

Çocuğun mizacı, davranışları ve mevcut düzenleyici kapasitesi yetişkinin onunla nasıl etkileşim kurduğunu etkileyebilir; yetişkinin tepkileri de çocuğun davranışının ortaya çıktığı ilişki ortamını değiştirebilir (Lobo & Lunkenheimer, 2020; Wesarg-Menzel ve ark., 2023).

Bu nedenle:

“Çocuğun öz-düzenlemesi zayıfsa ebeveyn yeterince iyi ortak düzenleme yapmamıştır.”

gibi bir sonuç mevcut kanıtlardan çıkarılamaz.

İlişkiler önemlidir. Ama çocuğun gelişimini tek başına ebeveyn üretmez.

Daha fazla ortak düzenleme her zaman daha mı iyi?

Hayır. Bu da araştırmaların gösterdiği önemli nüanslardan biri.

Lobo ve Lunkenheimer’ın (2020) anne-çocuk etkileşimlerini incelediği longitudinal çalışmada karşılıklılık ve etkileşimsel esneklik her durumda otomatik olarak daha iyi sonraki öz-düzenlemeyle ilişkili değildi. İlişkinin yönü, etkileşimin duygusal içeriğine göre değişebiliyordu.

Okul çağındaki çocuklarla yapılan ortak düzenleme çalışmalarını sistematik olarak inceleyen Verhagen ve arkadaşları (2024) da benzer bir karmaşıklığa dikkat çekiyor. Davranışsal ve duygusal ortak düzenlemenin bazı biçimleri daha iyi çocuk sonuçlarıyla ilişkili olsa da özellikle fizyolojik senkroni söz konusu olduğunda “daha fazla eşleşme daha iyidir” şeklinde basit bir sonuç çıkmıyor.

Bu önemli, çünkü son yıllarda ortak düzenleme hakkında bilimsel kavramlardan türetilmiş ama araştırmaların söylediğinden daha kesin bazı ifadeler yaygınlaştı.

“Çocuk ebeveyninin sinir sistemini ödünç alır” mı?

Bu cümle ortak düzenlemeyi anlatmak için kullanılan etkileyici bir metafor. Ama bilimsel bir mekanizma tanımı değil.

Anne ve çocukların fizyolojik tepkilerinin zaman içinde birbirleriyle nasıl ilişkili olduğunu inceleyen çalışmalar gerçekten var. Örneğin solunumla ilişkili kalp hızı değişkenliğinin bir göstergesi olan respiratuvar sinüs aritmisi (RSA) üzerinden anne-çocuk fizyolojik ortak düzenlemesini inceleyen longitudinal araştırmalar, iki kişinin fizyolojik örüntülerinin etkileşim içinde değişebildiğini gösteriyor (Sun ve ark., 2026).

Fakat bundan “ebeveyn çocuğun sinir sistemini düzenler” gibi genel bir biyolojik yasa çıkmıyor.

Üstelik fizyolojik senkroninin anlamı da bağlama göre değişebiliyor. Daha yüksek fizyolojik eşleşme her durumda daha iyi düzenleme veya daha sağlıklı gelişim anlamına gelmiyor (Sun ve ark., 2026; Verhagen ve ark., 2024).

Dolayısıyla “sinir sistemini ödünç almak” ortak düzenlemeyi sezgisel olarak anlatan bir benzetme olabilir; fakat bunu nörobiyolojik bir gerçek gibi sunmamak gerekiyor.

Çocuk büyüdüğünde ilişkilere artık ihtiyaç kalmıyor mu?

Öz-düzenlemenin gelişimini yalnızca anne-bebek ilişkisi üzerinden anlatmanın başka bir sorunu daha var: Çocuk büyüyor ve dünyası genişliyor.

Bebeklik ve erken çocuklukta bakım verenler düzenleme süreçlerinin önemli sosyal bağlamlarından birini oluştururken, ilerleyen yıllarda öğretmenler ve akranlar da bu tabloya giderek daha fazla dahil oluyor (Wesarg-Menzel ve ark., 2023).

Okulda bir anlaşmazlığı çözmek, arkadaş grubunda hayal kırıklığını yönetmek, öğretmenin beklentilerine göre davranışı ayarlamak veya ortak bir görevde sırasını beklemek de öz-düzenlemenin kullanıldığı sosyal bağlamlar.

Bu nedenle öz-düzenlemenin gelişimini şöyle düşünmek daha anlamlı:

Çocuk büyüdükçe kendi düzenleyici kapasitesi gelişiyor ve düzenleme sorumluluğunun giderek daha büyük bir bölümünü üstleniyor. Fakat öz-düzenleme hiçbir zaman sosyal dünyadan tamamen kopmuş, yalnızca “çocuğun içinde” çalışan bir sisteme dönüşmüyor (Wesarg-Menzel ve ark., 2023).

İlişkilerin biçimi değişiyor. Çocuğun rolü değişiyor. Çevresindeki insanlar değişiyor.

Düzenleme de bunlarla birlikte değişiyor.

Çocuğun davranışına biraz daha geniş bakmak

Bütün bunlar günlük yaşamda bize ne söylüyor?

Bir çocuk öfkelendiğinde sakinleşmekte zorlanıyorsa yalnızca “öz-düzenlemesi zayıf” demek çok az şey anlatıyor.

Çocuk kaç yaşında? O anda ne oldu? Ne kadar yoğun bir duygu yaşıyor? Bu durum onun için ne kadar tanıdık? Çevresindeki yetişkin nasıl karşılık veriyor? Çocuk ne kadar yorgun, aç veya bunalmış? O ortam çocuktan ne kadar düzenleme bekliyor?

Bunların hepsi aynı bilimsel değişken değil ve tek bir araştırmayla açıklanamaz. Fakat öz-düzenleme literatürünün genel tablosu, davranışı yalnızca çocuğun içinde bulunan sabit bir kapasitenin dışa vurumu olarak görmememiz gerektiğini gösteriyor (Wesarg-Menzel ve ark., 2023).

Aynı çocuk bir ortamda oldukça iyi düzenleme gösterebilirken başka bir durumda çok daha fazla desteğe ihtiyaç duyabilir.

Bu, çocuğun öz-düzenlemesinin “var” ya da “yok” olduğu anlamına gelmez.

Gelişen bir kapasitenin, belirli bir anda, belirli ilişkiler ve belirli koşullar içinde nasıl ortaya çıktığını görürüz.

Sonuç

Öz-düzenleme çocuğun kendi dikkatini, davranışlarını, duygularını ve bilişsel süreçlerini giderek daha fazla yönetebilmesini içeren gelişimsel bir kapasite. Ama bu kapasite boşlukta gelişmiyor.

Özellikle erken yıllarda bakım verenlerle yaşanan ortak düzenleme deneyimleri gelişimin sosyal bağlamının önemli bir parçasını oluşturuyor. Çocuk büyüdükçe kendi düzenlemesinde daha fazla sorumluluk üstleniyor; öğretmenler, akranlar ve diğer sosyal ilişkiler de giderek daha fazla önem kazanıyor (Verhagen ve ark., 2024; Wesarg-Menzel ve ark., 2023).

Ancak buradan ebeveynin çocuğun öz-düzenlemesini “oluşturduğu” sonucu çıkmıyor. Çocuğun kendi özellikleri, yetişkinin davranışları ve aralarındaki etkileşim karşılıklı olarak birbirini etkiliyor; ebeveynlik ile öz-düzenleme arasındaki ilişkiler de her zaman büyük veya doğrusal değil (Karreman ve ark., 2006; Lobo & Lunkenheimer, 2020).

Bu nedenle başlangıçtaki soruya “bireysel beceri mi, ilişkiler içinde gelişen bir süreç mi?” diye iki seçenekten birini seçerek cevap vermek gerekmiyor.

Öz-düzenleme çocuğun gelişen bireysel kapasitesidir; fakat bu kapasitenin gelişimi ve günlük yaşamda nasıl ortaya çıktığı, çocuğun kurduğu ilişkilerden ve içinde bulunduğu sosyal bağlamdan ayrı düşünülemez.

Belki de öz-düzenlemeye bakarken asıl değiştirmemiz gereken soru budur.

“Bu çocuk neden kendini düzenleyemiyor?” yerine:

“Bu çocuk, bu durumda, neyi düzenlemeye çalışıyor ve bunu yapabilmek için şu anda hangi bireysel ve ilişkisel kaynaklara sahip?”

Kaynaklar

Cooke, J. E., Kochendorfer, L. B., Stuart-Parrigon, K. L., Koehn, A. J., & Kerns, K. A. (2019). Parent-child attachment and children’s experience and regulation of emotion: A meta-analytic review. Emotion, 19(6), 1103–1126. https://doi.org/10.1037/emo0000504

Janicaud, N., Chen, Y. W. R., McAuliffe, T., So, J., Wilkes-Gillan, S., Littlefair, D., Graham, P., & Cordier, R. (2026). The construct components of self-regulation from a systematic review of self-regulation measures in children and adolescents. Current Psychology, 45(5), Article 497. https://doi.org/10.1007/s12144-026-09115-4

Karreman, A., van Tuijl, C., van Aken, M. A. G., & Deković, M. (2006). Parenting and self-regulation in preschoolers: A meta-analysis. Infant and Child Development, 15(6), 561–579. https://doi.org/10.1002/icd.478

Lobo, F. M., & Lunkenheimer, E. (2020). Understanding the parent-child coregulation patterns shaping child self-regulation. Developmental Psychology, 56(6), 1121–1134. https://doi.org/10.1037/dev0000926

Morris, A. S., Silk, J. S., Steinberg, L., Myers, S. S., & Robinson, L. R. (2007). The role of the family context in the development of emotion regulation. Social Development, 16(2), 361–388. https://doi.org/10.1111/j.1467-9507.2007.00389.x

Sun, J., Li, L., Chow, S.-M., & Lunkenheimer, E. (2026). The typical and atypical development of dynamic self-regulation and coregulation of respiratory sinus arrhythmia in mothers and children across early childhood. Child Development, 97(4), 1086–1102. https://doi.org/10.1093/chidev/aacag033

Verhagen, C., Boekhorst, M. G. B. M., Kupper, N., van Bakel, H., & Duijndam, S. (2024). Coregulation between parents and elementary school-aged children in response to challenge and in association with child outcomes: A systematic review. Developmental Psychology. Advance online publication. https://doi.org/10.1037/dev0001864

Wesarg-Menzel, C., Ebbes, R., Hensums, M., Wagemaker, E., Zaharieva, M. S., Staaks, J. P. C., van den Akker, A. L., Visser, I., Hoeve, M., Brummelman, E., Dekkers, T. J., Schuitema, J. A., Larsen, H., Colonnesi, C., Jansen, B. R. J., Overbeek, G., Huizenga, H. M., & Wiers, R. W. (2023). Development and socialization of self-regulation from infancy to adolescence: A meta-review differentiating between self-regulatory abilities, goals, and motivation. Developmental Review, 69, Article 101090. https://doi.org/10.1016/j.dr.2023.101090

İlgili yazılar

14 dk okuma

Sosyal Medyada Zorbalık Hakkında Neyi Yanlış Konuşuyoruz?

“Sen de vur”, “görmezden gel”, “kendi aralarında çözsünler”… Zorbalık hakkında sosyal medyada sık tekrarlanan tavsiyelerin hangileri bilimsel açıdan sorunlu?

  • Zorbalık
  • Akran zorbalığı
  • Çocuk gelişimi